• Değerli canlar, yeni Cemevi binamızı almanın sevinci ve mutluluğunu yaşamaktayız. Şuan herzamankinden daha çok birliğe ve dayanışmaya ihtiyacımız bulunmaktadır. Hep birlikte el-ele, sırt-sırta vererek binamızı almak ve faaliyetlerimize daha geniş çerçevede başlamak durumundayız. BU NEDENLE; hepinizi zaman geçirmeden dayanışmaya çağırıyoruz. Yönetim Kurulumuz ve özellikle Mali Saymanımız İsmail Yılmaz can ile irtibata geçmenizi rica ediyoruz. Cemevimizin e mail adresi; info@alevicemevizaandam.nl ve Mali saymanımızın telefon numarası: 0629088643 dür. Ayrıca ALEVİCEMEVİ Zaandam facebook sayfamızdan da Bericht gönderme ve cevap alma olanağı bulunmaktadır. Katkılarınızı bekler, saygılarımızı ve en iyi dileklerimizi sunarız.

    Alevi Cemevi Zaanstad, Alevi-Bektaşi İnanç ve Kültür Derneği Yönetim Kurulu

    alevitische.cemhuis.facebook.foto

  • 12 Şubat Perşembe, 18.00 Cem

    Değerli canlar,

    12 Şubat 2015, Perşembe günü saat 18.00 de Cemevimizde Hızır Cemimiz vardır.

    Post dedelerimiz, Haydar Yıldırım dede ve Hüseyin Yıldırım dede.

    Cemimizde Kurban lokması vardır.

    Bütün canları, birlik için, dirlik için ve inancımıza sahip çıkmak için Hızır Cemimize bekliyor, Hızır oruçlarınızın Hak katında kabulunu temenni ediyoruz.

    Saygılarımızla,

    Zaandam Cemevi, Alevi İnanç ve Kültür Derneği

    Yönetim Kurulu

  • ALEVİLİK İNANCIMIZDA ‘İNSAN’-‘KAMİL İNSAN’

    İNSANIN YARATILIŞ SEBEBİ;

    Allah-u Teala insanı kendi niteliklerinden hikmet sahibi olarak yaratırken, kendi yüce varlığını da insanlara ifşaa etmiştir. Böylece insanın kendisini tanıyıp, itaat etmesini buyurmuştur. Allah-u  Teala insanı, kendisini yeryüzünde temsil eden kamil insan olarak yaratmıştır. Fıtratına uygun güzel amel işlesin diye de insan’a her şeyden önce yaratılmış olan kıymetli ve sevimli akıl’ı bahşetmiştir. Dolayısıyla insanlar bu akıl sayesinde iyi ile kötüyü, yanlış ile doğruyu birbirinden ayırd edebiliyorlar. Böylelikle insan, her türlü kötülüklerden kendini arındırıp, insan-ı kamil olma yolunda verdiği mücadele neticesinde başarıya ulaşırsa, meleklerin de kendisine secde etmesini başarmış olur. Çünkü melekler günah işlemek için nefsi olmayan varlıklardır. İnsan, yaratılışında varolan nefsine rağmen her türlü nefsani kötülüklerden arınmış olursa, meleklerden üstün olur. Hak ve adalet vuku bulur.

    Şair’in dediği gibi, insan melek olsaydı, cihan cennet olurdu.

    Meleklerden üstün olan insan-ı kamil, yeryüzünde Allah’ın yansıyan aynasıdır. Onun gözü ile görür, onun dili ile konuşur. Çünkü o insan kendini bilir, kendini bilen ise Allah’ını bilir.

    Hz.Ali (a.s.) buyuruyor ki; “Ey insanlar, haklıyı tanıyınızki Hakkı’da tanımış olasınız.

    Aşık Daimi ise bu söylemleri bir dörtlüğünde nede güzel özetlemiştir :

    BUNCA TEMENNİ BUNCA DİLEKLER

    VIZ GELİR ÇARHI FELEKLER

    BANA EĞİLSİN MELEKLER

    MADEMKİ BEN BİR İNSANIM.

    Yine Mısrı-i Niyazi diyor ki:

    HAK YÜZÜ İNSAN YÜZÜNDEN GÖRÜNÜR

    ZAT-I RAHMAN, ŞEKLİN İNSAN EYLEMİŞ.

    Yüce Allah insana hayat vererek, sevgi ve doğru yola hidayet etmiştir. Kulun görevi ise O’na hamd etmektir. Onun yüce hikmetini tefekkür etmektir.

    Kamil insan’ın aşk-ı ve arzusu ise ilahi sırr’a karışıp, o’nda erimektir. Vahdet-i vücut olan insan-ı kamil, Allah’ı temsil eden yegane sebeptir. Başka bir deyişle bütün varlık aleminin yaratılış gayesi insan-ı Kamil’in varoluşudur.

    İNSAN’A DAİR SORULAR VE AÇIKLAMALARI:

    1. Allah insani sadece üretim makinası gibi üremek ve çoğalmak için mi yarattı?
    2. Yoksa insanı her türlü zevki tatsın diye mi yarattı?
    3. İnsan sadece zengin olmak, açık veya gizli yollarla servetine daha çok servet katmak için mi yaratıldı?
    4. Yoksa fıtratına uygun yaşayıp kutsal ve yüce bir hedef için mi yaratıldı?

    İnsan’ın yüce değerini ve hakikatını idrak edip doğru algılamamış ve kavrayamamış kişiler, insanın sadece maddi boyutuna önem vermiş, insanın değerli yönünü görememişlerdir.

    (EHL-I BEYT MEKTEBİ – Usul-ü Din. Kitabından alındı, s. 94.)

    “SAĞDUYU SAHİBİ OLAN İNSANBİLİMCİLER, İNSANIN ÜÇ ÖNEMLİ BOYUTU OLDUĞUNA  DİKKAT ÇEKMİŞLERDİR:”

    1. Bireysel maddi yaşamı
    2. Toplumsal yaşamı
    3. Ruh ve mana dünyası

    Sadece birinci boyuta kilitlenerek insanın mutlak manada özgür –bu özgürlük zarar doğursa bile- olması gerektiğini savunanlar, yüce insani kişilikten feragat etmiş ve diğer iki boyutu gözden kaçırmışlardır.

    Birinci ve ikinci boyutlara odaklanıp, üçüncü boyuta itina etmeyenlerin oluşturacağı çevre ise ahlaki ve manevi değerlerden yoksun bir çevre olacaktır.

    İngiliz sosyolog ve meşhur tarihci Noyen Bie, Life dergisindeki uzunca röportajında şöyle diyor;

    “Biz kendimizi, maddeye ve tabiata teslim ederek maddi duyum yönünden her türlü ihtiyacımızı karşıladık. Manevi açıdan ise muhtaç ve fakir kaldık. Bu yanlış yoldan geriye dönüp din’e yönelmemiz için henüz geç olmadığına inanıyorum”.

    İnsan sosyal boyutun ötesinde üç boyutu ile de değerlendirilmelidir.

    İNSAN-I KAMİL’i tanımak :

    İnsan-ı Kamil mevzusu bütün boyutları ile farklı alanlarda tetkik ve incelenmesi gereken ilmi konulardır. Çünkü insan-ı kamil her yönüyle mükemmel yaratılmış olan ve örnek alınması gereken ideal insandır.

    And olsun ki Resulullah (s.a.a.) sizin için güzel bir örnektir. (Ahzab s. Ayet 21)

    Aklın ve irfan’ın öncelikli konusu, yaratanı tanımak ise eğer, yeryüzünde onu temsil eden insan-ı kamil’i tanımak zaruri gereklilik olmalıdır. Çünkü insan-ı kamil’i tanımak ancak kişinin sahip olduğu ilim, irfan, ahlaki, eğitim ve terbiye yöntemi ile mümkün olabilir.

    Kişi doğru yolu arayıp insan-ı kamil olmak isterse, inanç, yol ve yöntemde kendisine tabi olacağı, onun ilminden ve ahlaki özelliklerinden yararlanıp ona göre hareket edeceği ve kendisini eğitip yetiştirmesi için örnek alacağı insan-ı kamil’i tanımalıdır.

    Muhammet Emin Sadık-ı Urzegani, İnsan-ı Kamil kitabından naklen, İmam Ali (a.s.) buyuruyor ki;

    “Bilinki her tabi olanın kendisine tabi olduğu bir imamı vardır ve kişi onun nurundan ve ilminden faydalanır. Bilinki sizin önderiniz dünyada iki eski elbise ve yemek için iki yumru ekmekle yetinmiştir. Onun gibi yapamayacağınızı bilmenizi isterim. Fakat bana takvalı olmada, çaba göstermede, iffetli bir yaşam sürmede ve doğrulukta yardımcı olun. Dolayısıyla, Alemleri ve bütün varlığı tanımanın yolu, yeryüzünde Allah’ın temsilcisi ve Halifesi olan insan-ı kamil’i tanımaktan geçer.

    İnsan-ı Kamil’in mertebesi, tabiatın ve tüm varlığın cisimlerin, aklın, nefsin en yüce ilahi mertebelerinden ibarettir. Farkı ise, sadece yaratılmış olmasıdır.

    İNSAN-I KAMİL’i tanımanın yolu;

    İslam dini’nin esasına göre, insan-ı kamil’in tanımı dinin temel kaynağı olan Kuran’da tüm özellikleriyle beyan edilmektedir.

    Allah-u Teala En’am suresinde (82) buyuruyor ki: “inananlar ve imanlarını bir zulümle karıştırmayanlar işte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlarda onlardır.”

    Her türlü ikilikten ve nefsani kötülüklerden arınmış, kişiliğini, ilmini, ahlakını, Hz.Muhammed’den almış, Kuran-ı Natık olmuş, öz islami usullere göre yetişmiş gerçek anlamda insan-ı kamil olmuş kişileri tanımak ve onları örnek almak, onların yolunu izlemekle olur.

    Sonuç olarak, Resulullah (s.a.a.) İslam dininin örnek Kamil İnsanı’dır. Hz. Ali (a.s.) onu takip eden mükemmel, insan-ı kamil olan diğer bir örneğidir. Onları tanımak için araştırıp okumakla, mükemmel ve örnek alınması gereken insan-ı kamil hakkında yeterince bilgi sahibi olmakla beraber, insan-ı kamil’in nasıl olduğunu da anlamamıza yetecektir.  (And olsun ki Resulullah (s.a.a.) sizin için güzel bir örnektir. )(Ahzab s. Ayet 21)

    Hz. Ali’yi tanımak demek, insan-ı kamil’i tanımaktır. Burada kastedilen şey onun sadece adı soyu – sopu gibi onun nüfus bilgilerini öğrenmek ve bilmek değildir. Evet Hz.Ali’nin herkes gibi bir nüfus cüzdanı vardır.  İsmi Ali’dir. Babası, Ebu Talib’tir. Dedesi, Abdulmuttalib’tir. Annesi Esed kızı Fatima’dır. Hz.Fatıma anamızın kocasıdır. Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin’in de babasıdır. Muhtelif savaşlara katılmıştır. Bunların hepsi nüfus kütüğünde olan bilgilerdir. İnsan-ı Kamil örneği olan Hz.Ali’yi bu bilgilerle tanımak mümkün değildir. Hz.Ali’yi tanımak onun kişiliğini ve şahsiyetini tanımaktır, şahsını değil. İnsan-ı  Kamil olma yolunda çaba sarfetmiş bütün Evliyaların rehberi olan Hz.Ali’yi tanımak her insan’ın işi değildir. Zira Resulullah (s.a.a.) buyuruyor ki:

    “Ya Ali, Allah’ı benden ve senden başka kimse hakkıyla tanımamıştır. Ve beni Allah’tan ve senden başka kimse hakkıyla tanımamıştır. Ve seni Allah’tan ve benden başka kimsa hakkıyla tanımamıştır”.

    Dolayısı ile herkesin onu hakkıyla tanıması mümkün olmayan bu insan-ı kamil’i kendimize örnek alıp onun yolunu izlemek ve onu sadece lafta değil, ona gerçek bir sevgi ile bağlanmak, onu rehber ve imam olarak kabul edip izlemek, işlediğimiz amelde ona uyduğumuz ölçüde de, alevi ve onun yolunda olmuş olunur.

    Hz.Ali (a.s.) buyuruyor ki:

    “Peygamberimizin Ehl-i Beyt’ine dikkat edin, onların yolundan ayrılmayın, onlara uyun. Onlar sizi asla doğru yoldan çıkarmazlar. Sapıklığa sevketmezler. Onlar oturursa, sizde oturun. Onlar kalkarsa siz de kalkın. Onların önüne geçmeyin. Aksi taktirde yolunuzu kaybedersiniz, sersemleşir, sapıtır gidersiniz. Onlardan geride de kalmayın, yoksa helak olursunuz ve bitersiniz.” (Nehc’ül Belağa 97.hutbe).

    Haydar Yıldırım Dede

    Hakdedeler Divanı

    Hollanda

     

     

     

     

  • Alevilik Temel Egitim 4. Semineri/29 Mart Cuma, 19.00

  • 10.1.2014’den itibaren Cuma akşamı Saat: 20.00-21.00-Alevi İnancımızın Temel Esasları ve Felsefesi Eğitim Semineri

    Değerli canlar,

    Önümüzdeki Ocak ayının ilk Cuma akşamından başlamak üzere; Alevilik inancımızın temel esasları ve felsefesi ile ilgili olarak Dedelerimiz, Haydar Yıldırım dede, Hüseyin Yıldız dede, Davut Sever dede ve onların belirleyeceği misafir dede ve uzmanlar tarafından bütün bir yılı kapsayacak ve her 15 günde bir Cuma akşamları verilecek seminerlere bütün üyelerimizi bekliyoruz.

    Ayrıca daha kapsamlı konferans, panel ve seminerler de derneğimiz tarafından organize edilecektir.

    2014 ve 2015 yıllarnda sadece bina yapımına kilitlenmeyecek, derneğimizin çok çeşitli alanlarda faaliyet göstermesini de sağlamaya çalışacağız. Bunun için sizlerin de katılım ve yardımlarınıza ihtiyacımız olduğu tartışma götürmez bir gerçektir.

    10 Ocak 2014 de Cuma akşamı saat 20.00 (15 dakika önce graag …) de sizleri dernek lokalimizde Dedemizle birlikte bekliyor olacağız.

    Kahve ve kanepe yiyeceklerimiz hazır olacaktır.

    Saygılarımızla,

    Alevi Cemevi Zaandam İnanç ve Kültür Derneği Yönetim Kurulu

  • BAYANLAR KOROMUZ 17 Ocak’da çalışmalarına başlıyor…

    Değerli Bayan canlarimiz,

    AVN (Alevi Kadınlar Birliği Hollanda)’nın Mayıs / 2014 de düzenleyeceği BAYAN KORO yarışmasına katılmak üzere bizde derneğimizde bir BAYAN KORO çalışması başlatmış bulunuyoruz.

    Enaz 6 en çok 16 bayan canımızdan oluşacak bu koronun eserleri bayan ses ve koro öğretmeni tarafından öğretilecek ve söyletilecektir.

    Lütfen isminizi ve motivasyonunuzu derneğimiz yönetim kuruluna iletiniz. Veya alevicemevi@hotmail.nl e mail adresimize bildiriniz.

    Bu koromuz ayrıca dernek ve cemevi dayanışma gecelerinde tüm Hollanda çapında gösterilere de katılma imkanına sahip olacaktır.

    İlginizi bekliyor, şimdiden başarılar diliyoruz.

    Alevi Cemevi Zaandam İnanç ve Kültür Derneği Yönetim Kurulu

  • Zaandam Alevi Cemevi-Derneğimiz Kurul yöneticilerini seçti…

    07 Şubat 2016 Pazar günü saat: 14.00’de Derneğimiz lokalinde yapilan Genel Kurul toplantımız birlik, dirlik ve yeni binamızın yapım çalışmalarının kararlarının alınması ile verimli bir şekilde yapıldı.

    Yönetim Kurulu üyeliklerine;
    Hüseyin Yıldız Dede, Ender Çay, Ali Bektaş, İsmail Yılmaz, Recai Varlı, Emrah Topal seçildiler.

    Denetleme Kurulu üyeliklerine ;
    Cengiz Topal, Yusuf Yücelen, Bülent Duran seçildiler.

    Disiplin Kurulu üyeliklerine; Hasan Yıldız, Tülay Kanmaz, Gül Yıldız seçildiler.

    Esas olarak Cemevi binamızın biranönce yapımına başlanmasının ilk gündemi oluşturması, inancımızın eğitimi, derneğimiz ile kontağı bulunmayan alevi canlarımızın da bu birliğe katılımı için çalışmaların yapılacağı vurgulanarak, sakin ve birlik içinde bir genel kurulumuzu daha yapmanın onuru ve gururu içerisindeyiz.

    Bütün canlara sevgi ve saygılarımızla duyururuz.

    Zaandam Alevi Cemevi İnanç ve Kültür Derneği Yönetim Kurulu

  • Dininden ve özünden yoksun bir inancın, sonunda folklorik bir hal alması muhakkaktır…

    Alevilik inancını folklorik bir hal almaya doğru yönlendirmeye çalışmak hernekadar boş bir vizyon olsa da, konunun ciddiyetine ve kutsallığına zarar verir. Özellikle temsil yetkisi alan bir kısım kurum yöneticilerinin, üzerlerine vazife olmadığı halde, din uzmanı veya inanç önderi rolü üstlenerek bir çeşit fetva verme zorlamaları, kurumsallaşma ve inanç ritüellerinin ciddiyetle hayata uygulanması konusunda iletişim ve gelişim sorunlarına yolaçmaktadır.

    Sapla samanı birbirine karıştırmaktan da öteye geçerek, dere ile okyanusu birbirine karıştırmaya varan özfakir yaklaşımlar, türetmeler ve saptamalar, varolan sorunların çözümünü geciktirme, üye ve yöneticileri bıktırma ve demotive etme konusunda ciddi negatif sonuçlara yolaçabilmektedir..
    Örneğin; Emevi türetimi mezhepsel teori ve pratikleri İSLAM olarak tanımlayıp sonra da örneğin aleviliğin bu din içinde kendisini bulamamasını hararetle savunmak ve ispatlama zortlatmasına sarılmak, konuya yaklaşılabilinecek en delilsiz ve içeriksiz yöntemlerden birisidir.
    Örneğin; Sünni hanefiliğin “İslam’in sarmaladığı bir mezhep olup olmadığı” tartıştırması yerine “aleviliğin islam dini ile konumunu” tartıştırmak da yine en gereksiz ve artniyetli yaklaşımlardan birisidir.
    Yine örneğin; Alevilik için, yaşam biçimi, felsefe, kimlik, herhangi bir inanç gibi isimlendirme ve içeriklendirme çabalarına karşın, neden Alevi DİNİ denilememesi konusundan uzak durmak da yine izansızlıktan kaynaklı önemli kaçınmalardan birisidir.

    İSLAM dini, yeryüzünde kabul görmüş en son dindir ve yazılı anayasası Kuran-ı Kerimdir. Allah’ın resulü Hz.Muhammed tarafından insanlık alemi ile kaynaştırılan bu kutsal yazılı anayasa’nın pratik ve içerik temsilcisi ise Hz. Ali’dir. Resul ve Velisi’nin aileside Ehl-i Beyt’dir. İslam dini’nin ABC’si bu olduğuna göre; Alevilik İslam’in esası değilde nedir. Sünni hanefilik, İslam içinde daha sonra doğmuş ve zamanla kendisini İslam’ın dışına ötelemiş bir Emevi türetimi devlet dinidir.
    Kainat’ın ispata gereksinim duymayan birkaç gerçeğinin başında gelen bu olguyu tersyüz edebilme şansı sıfırdır. Bu uğraş bir dönemi kapsayabilir ve çeşitli sarsıntı ve kaymalara yolaçabilir fakat kalıcı bir değerde merkezileşmesi ve perçinlenmesi mümkün değildir.

    Bu nedenlerle, dere ile okyanusu karıştıran ehliyetsiz kimselerin, arap dünyası ve sünni hanefi inancını İSLAM’ın tamamı ve aslı gibi gösterip, aleviliği soyutlama ve din’i olmayan bir obje veya folklorik bir hal biçimine sokma çabaları abesle iştigal etmektir, boş bir uğraştır.

    Sünni, hanefi, arabi, hindi v.b. inanç ve inançsal temaların tamamı, İSLAM’dan nasiplenmeye çalışmış ama öz olarak bir DİN’e tam olarak bağlı olmayan, devlet otoriteleri ve topluluk dinamikleri ile ayakta kalıp adlandırılan akımlar olagelmişlerdir. Dolayısıyla Aleviliği İSLAM’dan soyutlamak demek, yukarıda sayılan akımlara bir DİN biçmek, bir din hediye etmek, aleviliği de din dışı bir akım haline getirmek gibi bir akıl durgunluğudur.

    Bir şeyi bütün kapsamı ve koordinatları ile ortaya koymak ve tanımlamak ayrı bir şey, ona inanmak, saygı göstermek, benimsemek veya rehber edinmek ise tamamen başka bir şeydir.
    Bu iki şey birbirine karıştığında son dönemlerde olduğu gibi, aklına esen herkes teori ve yol üretip savunmaya başlar.

    Gösterilen çaba ne denli büyük ve kararlı olursa olsun, gerçek olanı, görmek istenilen veya yaşamak istenilen hale çevirebilmek, son derece basit ve subjektif bir niyetten öteye geçemez. Uygulama şansı da bilimsel olarak yoktur. Eninde sonunda peruk düşer ve kel görünür.

    Ya yaşam biçimine uygun bir rehber bulacaksın, veya rehberine uygun bir tarzda yaşam biçimini düzenleyeceksin. İnanç özgürlüğü işte tam bu noktada ortaya çıkar. Bu seçimi yapabilmesi için hiçbir kimseye baskı uygulanamaz. Seçilen yön için de saygı ve özgürlük esas olur. Böylece gerçek bir empatiden ve yolda olmakdan bahsedilebilinir.

    Gidilen bir yol’da hiç bir arıza yokken sonradan dikilen tabelasının yönünü değiştirmekle, yol’un yönü değişmez. Değişen sadece tabelanın gösterdiği yöndür fakat yol yine aynı şekilde ve aynı yönde kalacaktır. YANİ yol’u yön levhası değil, yol’un kendi doğrultusu ve içeriği belirler. Bu durum fırça darbeleriyle deforme edilebilecek bir olgu değildir.

    Güncel sorun ve olaylardan hareket edilerek tarihsel ve bilimsel vargılar üretmenin mümkünü yoktur. Toprak üstünde birikmis bir avuç suyu göstererek bütün yerkürenin su olduğu nasil ki söylenemez ise, birtakım popüler olgulardan yola çıkarak devasa hacimler analiz edilip kesin bir sonuca varılamaz.

    Sonuç olarak, alevilik İslam dini’nin başlangıcı ve esasında bulunan bir inanç yoludur. Sünni hanefilik ise farklı olma ve geçmişin kutsallığındaki tekeli yoketme çabalarının sebep olduğu, giderek İslam dışına düşmüş devletci ve milliyetci toplumsal bir inanç çevresidir.

    Bu durumları tespit etmek, bir inancı seçmeyi ve ona hizmet etmeyi otomatik olarak ortaya çıkarmaz. Bu bir tespittir, seçenekler insanların özgür iradeleri tarafından ayrıca belirlenir.

    Dolayısıyla bilimsel analiz ve sentezleri kişisel kabul zorunluluğu ile bağlantılı zannedip saptırmak, emirsel kabullere zorlamak boş ve nahoş bir debelenmeden öteye geçememektedir.

    Halbuki Hak, insanları, anlamlı, dolu ve hoş bir yaşam için buyruklandırmıştır. Bu konuda bir sıkıntı sözkonusu olduğunda, İmam Cafer Buyruğunu okumak, anlamak ve izlemek yegane yoldur.

    Zaandam Cemevi, Alevi İnanç ve Kültür Derneği

  • Hakk’ı ve İnancı SEVMEK

    “…Hakk ve inanç kendi anlayış ve huyuna benzetilerek sevilemez. Bu, kendini aldatmaktan başka bir şey değildir…”
    İnsanlar Hakk’ı ve inançlarını, inanç önderlerini seviyorlar. Bu sevgi nasıl gerçek ve geçerli olabilir?
    İnsanda İKİ İKLİM VARDIR. Birincisi; Hakk’ın bulunduğu iklim, ikincisi; insanın kendi iklimi. Hakk’ı ve inancı kendi iklimlerine getirip sevmeye çalışanlar vardır. Yani Hakk’ı kendi anlayış ve huylarına benzeterek sevdiklerini varsayanlar vardır. Eğer gerçekten Hakk’ı seviyorsak, kendi iklimimizden, kendi hal ve hareketlerimizden yola çıkmamamız gerekir. Hakk’ın iklimine girmek gereklidir. O zaman sevgi gerçek olur. Hakk’ın mevkisine gitmeden kendi mevkiinde sabit kalıp “Hakk’ı ve inancımı seviyorum” demek gerçek bir Hakk ve inanç sevgisi olamaz. Hakk ve inanç da zaten buna aldanmaz.
    İNSANDAKI İKLİMLER;
    BİRİNCİ İKLİM; Hakk ruhunun mevkisi ve özellikleri: Sabır, Şükür, Yetinmek, Sadakat, İlim, Sevgi, Muhabbet, Şefkat, Vicdan, Merhamet, Namus, İyi hal, Rıza, Yaslı ve sükut durma, Cömertlik, Saygınlık, Mertlik.
    İKİNCİ İKLİM; Nefis Mevkisi ve özellikleri: Gurur, Kibir, Hırs, Kin, Haset, Fesat, Nifak, Güç suistimali, Maskaralık, Zevzeklik, Kov-Gıybet, İki yüzlülük, Gevezelik, Aşırılık, Kıskançlık, Namertlik.
    Dikkatle incelendiğinde; nefsin mevkisinde durup da; “ben Tanrı’yı seviyorum, başım Kuran’a bağlıdır, Peygamberim Hz.Muhammet Mustafa, Velim Hz.Ali’dir” demek asla gerçek ve geçerli bir sevgi ve bağlılığı ifade etmez.
    TANRI’nın, ALEVİLİK’in, Hz.Ali ve 12 İmam’ların mevkisi HAKK RUHU’nun semtindedir. Eğer insan bu semtde değil ise, sevgi ve bağlılıkdan sözetmesi mümkün değildir.
    Tanrı’yı, inancı ve Şah-ı Merdan’ı sevmek demek, nefis bağımlılığının alanından çıkıp, Hakkın ruh mıntıkasına gelmek demektir. Kendi nefsinden uzak, Hakk’ın ruh özüne, yörüngesine geçmek demektir. Hakk Ruhun’nun alanına geçmeyip, nefsin ikliminde durmak Tanrı’ya birçeşit karşı gelmek olur. Çünkü o iklimi Tanrı reddetmiş, yanından kovmuştur. İnsan orada bulunmakla Tanrının kovduklarından birisi haline gelir.
    Hakk, insanlara yardımlarını hiçbirzaman esirgememiştir. Kendimizi nefis ikliminden kurtarabilmemiz için Peygamberler, kitaplar, veliler, evliyalar, mürşitler göndermiştir. Kendisini nefisten kurtarmayı becerebilen insanın Hakk’ın ruh alanına gelmesini işaret eden Tanrı, ebedi bir hayat bulmak için değil ama, insana bahşedilen kısacık ömrüne bu sırrı sığdırmasını istemiştir. Ancak böylece insan, insanlık imtihanını kazanarak, Hakk huzuruna insan sıfatıyla gidebilecektir.
    Hakk, insanı bu dünyaya adem olarak gönderdi. Emaneten de kendi sıfatını verdi. Öyleyse insan, yaşamı boyunca, Tanrı’nin verdiği sıfat kendisinden alındıktan sonra ortada kalmamak için çalışmalıdır. Bu sıfatı haketmeye çalışmalıdır.
    Sadece nefis demek, hayvan demektir. Onun ikliminde ömür sürdürmek de hayvanca yaşamaktan başka bir anlama gelmez. Zamanı gelip Tanrı verdiği emaneti geri alınca, o zaman insandaki gerçek sıfat ortaya çıkacaktır. Havai heves ile ömür tüketenler bir hayvan sıfatı kazanmış olacaklardır. O zaman Tanrı insana; “ben sana kendi sıfatımı bahşederek seni insan olarak dünyaya gönderdim, fakat sen bunu heder ederek hayvani sıfatla yanıma geri geldin” diyecektir. Bu durumda insan Allah’tan ne isteyebilir. Hiçbir şey istemeye hakkı kalmamıştır. Çünkü Tanrı daha evvel vereceğini insana vererek dünyaya getirmiştir. İnsanın aklına, fikrine sadece uymak değil, sahip çıkmasını da teslim etmiştir. Bir gerçeğe gidip derdini söylemek yerine dünyanın zevki sefasına dalan insan, kendi iklimini seçerek bu hale kendi kendini düşürmüş olur.

    ZAANDAM CEMEVİ Alevi İnanç ve Kültür Derneği Yönetim Kurulu