• ALEVİLİK İNANCIMIZDA ‘İNSAN’-‘KAMİL İNSAN’

    İNSANIN YARATILIŞ SEBEBİ;

    Allah-u Teala insanı kendi niteliklerinden hikmet sahibi olarak yaratırken, kendi yüce varlığını da insanlara ifşaa etmiştir. Böylece insanın kendisini tanıyıp, itaat etmesini buyurmuştur. Allah-u  Teala insanı, kendisini yeryüzünde temsil eden kamil insan olarak yaratmıştır. Fıtratına uygun güzel amel işlesin diye de insan’a her şeyden önce yaratılmış olan kıymetli ve sevimli akıl’ı bahşetmiştir. Dolayısıyla insanlar bu akıl sayesinde iyi ile kötüyü, yanlış ile doğruyu birbirinden ayırd edebiliyorlar. Böylelikle insan, her türlü kötülüklerden kendini arındırıp, insan-ı kamil olma yolunda verdiği mücadele neticesinde başarıya ulaşırsa, meleklerin de kendisine secde etmesini başarmış olur. Çünkü melekler günah işlemek için nefsi olmayan varlıklardır. İnsan, yaratılışında varolan nefsine rağmen her türlü nefsani kötülüklerden arınmış olursa, meleklerden üstün olur. Hak ve adalet vuku bulur.

    Şair’in dediği gibi, insan melek olsaydı, cihan cennet olurdu.

    Meleklerden üstün olan insan-ı kamil, yeryüzünde Allah’ın yansıyan aynasıdır. Onun gözü ile görür, onun dili ile konuşur. Çünkü o insan kendini bilir, kendini bilen ise Allah’ını bilir.

    Hz.Ali (a.s.) buyuruyor ki; “Ey insanlar, haklıyı tanıyınızki Hakkı’da tanımış olasınız.

    Aşık Daimi ise bu söylemleri bir dörtlüğünde nede güzel özetlemiştir :

    BUNCA TEMENNİ BUNCA DİLEKLER

    VIZ GELİR ÇARHI FELEKLER

    BANA EĞİLSİN MELEKLER

    MADEMKİ BEN BİR İNSANIM.

    Yine Mısrı-i Niyazi diyor ki:

    HAK YÜZÜ İNSAN YÜZÜNDEN GÖRÜNÜR

    ZAT-I RAHMAN, ŞEKLİN İNSAN EYLEMİŞ.

    Yüce Allah insana hayat vererek, sevgi ve doğru yola hidayet etmiştir. Kulun görevi ise O’na hamd etmektir. Onun yüce hikmetini tefekkür etmektir.

    Kamil insan’ın aşk-ı ve arzusu ise ilahi sırr’a karışıp, o’nda erimektir. Vahdet-i vücut olan insan-ı kamil, Allah’ı temsil eden yegane sebeptir. Başka bir deyişle bütün varlık aleminin yaratılış gayesi insan-ı Kamil’in varoluşudur.

    İNSAN’A DAİR SORULAR VE AÇIKLAMALARI:

    1. Allah insani sadece üretim makinası gibi üremek ve çoğalmak için mi yarattı?
    2. Yoksa insanı her türlü zevki tatsın diye mi yarattı?
    3. İnsan sadece zengin olmak, açık veya gizli yollarla servetine daha çok servet katmak için mi yaratıldı?
    4. Yoksa fıtratına uygun yaşayıp kutsal ve yüce bir hedef için mi yaratıldı?

    İnsan’ın yüce değerini ve hakikatını idrak edip doğru algılamamış ve kavrayamamış kişiler, insanın sadece maddi boyutuna önem vermiş, insanın değerli yönünü görememişlerdir.

    (EHL-I BEYT MEKTEBİ – Usul-ü Din. Kitabından alındı, s. 94.)

    “SAĞDUYU SAHİBİ OLAN İNSANBİLİMCİLER, İNSANIN ÜÇ ÖNEMLİ BOYUTU OLDUĞUNA  DİKKAT ÇEKMİŞLERDİR:”

    1. Bireysel maddi yaşamı
    2. Toplumsal yaşamı
    3. Ruh ve mana dünyası

    Sadece birinci boyuta kilitlenerek insanın mutlak manada özgür –bu özgürlük zarar doğursa bile- olması gerektiğini savunanlar, yüce insani kişilikten feragat etmiş ve diğer iki boyutu gözden kaçırmışlardır.

    Birinci ve ikinci boyutlara odaklanıp, üçüncü boyuta itina etmeyenlerin oluşturacağı çevre ise ahlaki ve manevi değerlerden yoksun bir çevre olacaktır.

    İngiliz sosyolog ve meşhur tarihci Noyen Bie, Life dergisindeki uzunca röportajında şöyle diyor;

    “Biz kendimizi, maddeye ve tabiata teslim ederek maddi duyum yönünden her türlü ihtiyacımızı karşıladık. Manevi açıdan ise muhtaç ve fakir kaldık. Bu yanlış yoldan geriye dönüp din’e yönelmemiz için henüz geç olmadığına inanıyorum”.

    İnsan sosyal boyutun ötesinde üç boyutu ile de değerlendirilmelidir.

    İNSAN-I KAMİL’i tanımak :

    İnsan-ı Kamil mevzusu bütün boyutları ile farklı alanlarda tetkik ve incelenmesi gereken ilmi konulardır. Çünkü insan-ı kamil her yönüyle mükemmel yaratılmış olan ve örnek alınması gereken ideal insandır.

    And olsun ki Resulullah (s.a.a.) sizin için güzel bir örnektir. (Ahzab s. Ayet 21)

    Aklın ve irfan’ın öncelikli konusu, yaratanı tanımak ise eğer, yeryüzünde onu temsil eden insan-ı kamil’i tanımak zaruri gereklilik olmalıdır. Çünkü insan-ı kamil’i tanımak ancak kişinin sahip olduğu ilim, irfan, ahlaki, eğitim ve terbiye yöntemi ile mümkün olabilir.

    Kişi doğru yolu arayıp insan-ı kamil olmak isterse, inanç, yol ve yöntemde kendisine tabi olacağı, onun ilminden ve ahlaki özelliklerinden yararlanıp ona göre hareket edeceği ve kendisini eğitip yetiştirmesi için örnek alacağı insan-ı kamil’i tanımalıdır.

    Muhammet Emin Sadık-ı Urzegani, İnsan-ı Kamil kitabından naklen, İmam Ali (a.s.) buyuruyor ki;

    “Bilinki her tabi olanın kendisine tabi olduğu bir imamı vardır ve kişi onun nurundan ve ilminden faydalanır. Bilinki sizin önderiniz dünyada iki eski elbise ve yemek için iki yumru ekmekle yetinmiştir. Onun gibi yapamayacağınızı bilmenizi isterim. Fakat bana takvalı olmada, çaba göstermede, iffetli bir yaşam sürmede ve doğrulukta yardımcı olun. Dolayısıyla, Alemleri ve bütün varlığı tanımanın yolu, yeryüzünde Allah’ın temsilcisi ve Halifesi olan insan-ı kamil’i tanımaktan geçer.

    İnsan-ı Kamil’in mertebesi, tabiatın ve tüm varlığın cisimlerin, aklın, nefsin en yüce ilahi mertebelerinden ibarettir. Farkı ise, sadece yaratılmış olmasıdır.

    İNSAN-I KAMİL’i tanımanın yolu;

    İslam dini’nin esasına göre, insan-ı kamil’in tanımı dinin temel kaynağı olan Kuran’da tüm özellikleriyle beyan edilmektedir.

    Allah-u Teala En’am suresinde (82) buyuruyor ki: “inananlar ve imanlarını bir zulümle karıştırmayanlar işte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlarda onlardır.”

    Her türlü ikilikten ve nefsani kötülüklerden arınmış, kişiliğini, ilmini, ahlakını, Hz.Muhammed’den almış, Kuran-ı Natık olmuş, öz islami usullere göre yetişmiş gerçek anlamda insan-ı kamil olmuş kişileri tanımak ve onları örnek almak, onların yolunu izlemekle olur.

    Sonuç olarak, Resulullah (s.a.a.) İslam dininin örnek Kamil İnsanı’dır. Hz. Ali (a.s.) onu takip eden mükemmel, insan-ı kamil olan diğer bir örneğidir. Onları tanımak için araştırıp okumakla, mükemmel ve örnek alınması gereken insan-ı kamil hakkında yeterince bilgi sahibi olmakla beraber, insan-ı kamil’in nasıl olduğunu da anlamamıza yetecektir.  (And olsun ki Resulullah (s.a.a.) sizin için güzel bir örnektir. )(Ahzab s. Ayet 21)

    Hz. Ali’yi tanımak demek, insan-ı kamil’i tanımaktır. Burada kastedilen şey onun sadece adı soyu – sopu gibi onun nüfus bilgilerini öğrenmek ve bilmek değildir. Evet Hz.Ali’nin herkes gibi bir nüfus cüzdanı vardır.  İsmi Ali’dir. Babası, Ebu Talib’tir. Dedesi, Abdulmuttalib’tir. Annesi Esed kızı Fatima’dır. Hz.Fatıma anamızın kocasıdır. Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin’in de babasıdır. Muhtelif savaşlara katılmıştır. Bunların hepsi nüfus kütüğünde olan bilgilerdir. İnsan-ı Kamil örneği olan Hz.Ali’yi bu bilgilerle tanımak mümkün değildir. Hz.Ali’yi tanımak onun kişiliğini ve şahsiyetini tanımaktır, şahsını değil. İnsan-ı  Kamil olma yolunda çaba sarfetmiş bütün Evliyaların rehberi olan Hz.Ali’yi tanımak her insan’ın işi değildir. Zira Resulullah (s.a.a.) buyuruyor ki:

    “Ya Ali, Allah’ı benden ve senden başka kimse hakkıyla tanımamıştır. Ve beni Allah’tan ve senden başka kimse hakkıyla tanımamıştır. Ve seni Allah’tan ve benden başka kimsa hakkıyla tanımamıştır”.

    Dolayısı ile herkesin onu hakkıyla tanıması mümkün olmayan bu insan-ı kamil’i kendimize örnek alıp onun yolunu izlemek ve onu sadece lafta değil, ona gerçek bir sevgi ile bağlanmak, onu rehber ve imam olarak kabul edip izlemek, işlediğimiz amelde ona uyduğumuz ölçüde de, alevi ve onun yolunda olmuş olunur.

    Hz.Ali (a.s.) buyuruyor ki:

    “Peygamberimizin Ehl-i Beyt’ine dikkat edin, onların yolundan ayrılmayın, onlara uyun. Onlar sizi asla doğru yoldan çıkarmazlar. Sapıklığa sevketmezler. Onlar oturursa, sizde oturun. Onlar kalkarsa siz de kalkın. Onların önüne geçmeyin. Aksi taktirde yolunuzu kaybedersiniz, sersemleşir, sapıtır gidersiniz. Onlardan geride de kalmayın, yoksa helak olursunuz ve bitersiniz.” (Nehc’ül Belağa 97.hutbe).

    Haydar Yıldırım Dede

    Hakdedeler Divanı

    Hollanda