• Dininden ve özünden yoksun bir inancın, sonunda folklorik bir hal alması muhakkaktır…

    Alevilik inancını folklorik bir hal almaya doğru yönlendirmeye çalışmak hernekadar boş bir vizyon olsa da, konunun ciddiyetine ve kutsallığına zarar verir. Özellikle temsil yetkisi alan bir kısım kurum yöneticilerinin, üzerlerine vazife olmadığı halde, din uzmanı veya inanç önderi rolü üstlenerek bir çeşit fetva verme zorlamaları, kurumsallaşma ve inanç ritüellerinin ciddiyetle hayata uygulanması konusunda iletişim ve gelişim sorunlarına yolaçmaktadır.

    Sapla samanı birbirine karıştırmaktan da öteye geçerek, dere ile okyanusu birbirine karıştırmaya varan özfakir yaklaşımlar, türetmeler ve saptamalar, varolan sorunların çözümünü geciktirme, üye ve yöneticileri bıktırma ve demotive etme konusunda ciddi negatif sonuçlara yolaçabilmektedir..
    Örneğin; Emevi türetimi mezhepsel teori ve pratikleri İSLAM olarak tanımlayıp sonra da örneğin aleviliğin bu din içinde kendisini bulamamasını hararetle savunmak ve ispatlama zortlatmasına sarılmak, konuya yaklaşılabilinecek en delilsiz ve içeriksiz yöntemlerden birisidir.
    Örneğin; Sünni hanefiliğin “İslam’in sarmaladığı bir mezhep olup olmadığı” tartıştırması yerine “aleviliğin islam dini ile konumunu” tartıştırmak da yine en gereksiz ve artniyetli yaklaşımlardan birisidir.
    Yine örneğin; Alevilik için, yaşam biçimi, felsefe, kimlik, herhangi bir inanç gibi isimlendirme ve içeriklendirme çabalarına karşın, neden Alevi DİNİ denilememesi konusundan uzak durmak da yine izansızlıktan kaynaklı önemli kaçınmalardan birisidir.

    İSLAM dini, yeryüzünde kabul görmüş en son dindir ve yazılı anayasası Kuran-ı Kerimdir. Allah’ın resulü Hz.Muhammed tarafından insanlık alemi ile kaynaştırılan bu kutsal yazılı anayasa’nın pratik ve içerik temsilcisi ise Hz. Ali’dir. Resul ve Velisi’nin aileside Ehl-i Beyt’dir. İslam dini’nin ABC’si bu olduğuna göre; Alevilik İslam’in esası değilde nedir. Sünni hanefilik, İslam içinde daha sonra doğmuş ve zamanla kendisini İslam’ın dışına ötelemiş bir Emevi türetimi devlet dinidir.
    Kainat’ın ispata gereksinim duymayan birkaç gerçeğinin başında gelen bu olguyu tersyüz edebilme şansı sıfırdır. Bu uğraş bir dönemi kapsayabilir ve çeşitli sarsıntı ve kaymalara yolaçabilir fakat kalıcı bir değerde merkezileşmesi ve perçinlenmesi mümkün değildir.

    Bu nedenlerle, dere ile okyanusu karıştıran ehliyetsiz kimselerin, arap dünyası ve sünni hanefi inancını İSLAM’ın tamamı ve aslı gibi gösterip, aleviliği soyutlama ve din’i olmayan bir obje veya folklorik bir hal biçimine sokma çabaları abesle iştigal etmektir, boş bir uğraştır.

    Sünni, hanefi, arabi, hindi v.b. inanç ve inançsal temaların tamamı, İSLAM’dan nasiplenmeye çalışmış ama öz olarak bir DİN’e tam olarak bağlı olmayan, devlet otoriteleri ve topluluk dinamikleri ile ayakta kalıp adlandırılan akımlar olagelmişlerdir. Dolayısıyla Aleviliği İSLAM’dan soyutlamak demek, yukarıda sayılan akımlara bir DİN biçmek, bir din hediye etmek, aleviliği de din dışı bir akım haline getirmek gibi bir akıl durgunluğudur.

    Bir şeyi bütün kapsamı ve koordinatları ile ortaya koymak ve tanımlamak ayrı bir şey, ona inanmak, saygı göstermek, benimsemek veya rehber edinmek ise tamamen başka bir şeydir.
    Bu iki şey birbirine karıştığında son dönemlerde olduğu gibi, aklına esen herkes teori ve yol üretip savunmaya başlar.

    Gösterilen çaba ne denli büyük ve kararlı olursa olsun, gerçek olanı, görmek istenilen veya yaşamak istenilen hale çevirebilmek, son derece basit ve subjektif bir niyetten öteye geçemez. Uygulama şansı da bilimsel olarak yoktur. Eninde sonunda peruk düşer ve kel görünür.

    Ya yaşam biçimine uygun bir rehber bulacaksın, veya rehberine uygun bir tarzda yaşam biçimini düzenleyeceksin. İnanç özgürlüğü işte tam bu noktada ortaya çıkar. Bu seçimi yapabilmesi için hiçbir kimseye baskı uygulanamaz. Seçilen yön için de saygı ve özgürlük esas olur. Böylece gerçek bir empatiden ve yolda olmakdan bahsedilebilinir.

    Gidilen bir yol’da hiç bir arıza yokken sonradan dikilen tabelasının yönünü değiştirmekle, yol’un yönü değişmez. Değişen sadece tabelanın gösterdiği yöndür fakat yol yine aynı şekilde ve aynı yönde kalacaktır. YANİ yol’u yön levhası değil, yol’un kendi doğrultusu ve içeriği belirler. Bu durum fırça darbeleriyle deforme edilebilecek bir olgu değildir.

    Güncel sorun ve olaylardan hareket edilerek tarihsel ve bilimsel vargılar üretmenin mümkünü yoktur. Toprak üstünde birikmis bir avuç suyu göstererek bütün yerkürenin su olduğu nasil ki söylenemez ise, birtakım popüler olgulardan yola çıkarak devasa hacimler analiz edilip kesin bir sonuca varılamaz.

    Sonuç olarak, alevilik İslam dini’nin başlangıcı ve esasında bulunan bir inanç yoludur. Sünni hanefilik ise farklı olma ve geçmişin kutsallığındaki tekeli yoketme çabalarının sebep olduğu, giderek İslam dışına düşmüş devletci ve milliyetci toplumsal bir inanç çevresidir.

    Bu durumları tespit etmek, bir inancı seçmeyi ve ona hizmet etmeyi otomatik olarak ortaya çıkarmaz. Bu bir tespittir, seçenekler insanların özgür iradeleri tarafından ayrıca belirlenir.

    Dolayısıyla bilimsel analiz ve sentezleri kişisel kabul zorunluluğu ile bağlantılı zannedip saptırmak, emirsel kabullere zorlamak boş ve nahoş bir debelenmeden öteye geçememektedir.

    Halbuki Hak, insanları, anlamlı, dolu ve hoş bir yaşam için buyruklandırmıştır. Bu konuda bir sıkıntı sözkonusu olduğunda, İmam Cafer Buyruğunu okumak, anlamak ve izlemek yegane yoldur.

    Zaandam Cemevi, Alevi İnanç ve Kültür Derneği