• Hakk’ı ve İnancı SEVMEK

    “…Hakk ve inanç kendi anlayış ve huyuna benzetilerek sevilemez. Bu, kendini aldatmaktan başka bir şey değildir…”
    İnsanlar Hakk’ı ve inançlarını, inanç önderlerini seviyorlar. Bu sevgi nasıl gerçek ve geçerli olabilir?
    İnsanda İKİ İKLİM VARDIR. Birincisi; Hakk’ın bulunduğu iklim, ikincisi; insanın kendi iklimi. Hakk’ı ve inancı kendi iklimlerine getirip sevmeye çalışanlar vardır. Yani Hakk’ı kendi anlayış ve huylarına benzeterek sevdiklerini varsayanlar vardır. Eğer gerçekten Hakk’ı seviyorsak, kendi iklimimizden, kendi hal ve hareketlerimizden yola çıkmamamız gerekir. Hakk’ın iklimine girmek gereklidir. O zaman sevgi gerçek olur. Hakk’ın mevkisine gitmeden kendi mevkiinde sabit kalıp “Hakk’ı ve inancımı seviyorum” demek gerçek bir Hakk ve inanç sevgisi olamaz. Hakk ve inanç da zaten buna aldanmaz.
    İNSANDAKI İKLİMLER;
    BİRİNCİ İKLİM; Hakk ruhunun mevkisi ve özellikleri: Sabır, Şükür, Yetinmek, Sadakat, İlim, Sevgi, Muhabbet, Şefkat, Vicdan, Merhamet, Namus, İyi hal, Rıza, Yaslı ve sükut durma, Cömertlik, Saygınlık, Mertlik.
    İKİNCİ İKLİM; Nefis Mevkisi ve özellikleri: Gurur, Kibir, Hırs, Kin, Haset, Fesat, Nifak, Güç suistimali, Maskaralık, Zevzeklik, Kov-Gıybet, İki yüzlülük, Gevezelik, Aşırılık, Kıskançlık, Namertlik.
    Dikkatle incelendiğinde; nefsin mevkisinde durup da; “ben Tanrı’yı seviyorum, başım Kuran’a bağlıdır, Peygamberim Hz.Muhammet Mustafa, Velim Hz.Ali’dir” demek asla gerçek ve geçerli bir sevgi ve bağlılığı ifade etmez.
    TANRI’nın, ALEVİLİK’in, Hz.Ali ve 12 İmam’ların mevkisi HAKK RUHU’nun semtindedir. Eğer insan bu semtde değil ise, sevgi ve bağlılıkdan sözetmesi mümkün değildir.
    Tanrı’yı, inancı ve Şah-ı Merdan’ı sevmek demek, nefis bağımlılığının alanından çıkıp, Hakkın ruh mıntıkasına gelmek demektir. Kendi nefsinden uzak, Hakk’ın ruh özüne, yörüngesine geçmek demektir. Hakk Ruhun’nun alanına geçmeyip, nefsin ikliminde durmak Tanrı’ya birçeşit karşı gelmek olur. Çünkü o iklimi Tanrı reddetmiş, yanından kovmuştur. İnsan orada bulunmakla Tanrının kovduklarından birisi haline gelir.
    Hakk, insanlara yardımlarını hiçbirzaman esirgememiştir. Kendimizi nefis ikliminden kurtarabilmemiz için Peygamberler, kitaplar, veliler, evliyalar, mürşitler göndermiştir. Kendisini nefisten kurtarmayı becerebilen insanın Hakk’ın ruh alanına gelmesini işaret eden Tanrı, ebedi bir hayat bulmak için değil ama, insana bahşedilen kısacık ömrüne bu sırrı sığdırmasını istemiştir. Ancak böylece insan, insanlık imtihanını kazanarak, Hakk huzuruna insan sıfatıyla gidebilecektir.
    Hakk, insanı bu dünyaya adem olarak gönderdi. Emaneten de kendi sıfatını verdi. Öyleyse insan, yaşamı boyunca, Tanrı’nin verdiği sıfat kendisinden alındıktan sonra ortada kalmamak için çalışmalıdır. Bu sıfatı haketmeye çalışmalıdır.
    Sadece nefis demek, hayvan demektir. Onun ikliminde ömür sürdürmek de hayvanca yaşamaktan başka bir anlama gelmez. Zamanı gelip Tanrı verdiği emaneti geri alınca, o zaman insandaki gerçek sıfat ortaya çıkacaktır. Havai heves ile ömür tüketenler bir hayvan sıfatı kazanmış olacaklardır. O zaman Tanrı insana; “ben sana kendi sıfatımı bahşederek seni insan olarak dünyaya gönderdim, fakat sen bunu heder ederek hayvani sıfatla yanıma geri geldin” diyecektir. Bu durumda insan Allah’tan ne isteyebilir. Hiçbir şey istemeye hakkı kalmamıştır. Çünkü Tanrı daha evvel vereceğini insana vererek dünyaya getirmiştir. İnsanın aklına, fikrine sadece uymak değil, sahip çıkmasını da teslim etmiştir. Bir gerçeğe gidip derdini söylemek yerine dünyanın zevki sefasına dalan insan, kendi iklimini seçerek bu hale kendi kendini düşürmüş olur.

    ZAANDAM CEMEVİ Alevi İnanç ve Kültür Derneği Yönetim Kurulu